10 03 2009

Bozuk Simit Paraları İle Cenneti Satın Almak

Hayrola Ali ? Günün son dersinin sonuna gelinmişti. Öğrenciler çıkmak için sabırsızlanıyordu. Defter ve kitaplarını çantalarına koydular. Zil çalar çalmaz, dışarı çıkmak için hazırdılar. Yalnız, Ali hazırlanmamıştı. Gecikmek için de elinden geleni yapıyordu. Nihayet zil çaldı. Öğrenciler bir anda kapıya yöneldi. Ali, yerinden kalkmadı. Ağır ağır eşyasını topladı. Bir yandan göz ucuyla öğretmenine bakıyor, bir yandan da arkadaşlarının gitmesini bekliyordu. Öğretmeni, onun bu halini fark etti: - Hayrola Ali, dedi. Eve gitmeyecek misin? Ali, son arkadaşının da çıktığını görünce cevap verdi: - Sizinle konuşmak istiyordum öğretmenim. - Peki, dedi öğretmeni. Ne söyleyeceksin bakalım? - Ahmet arkadaşımız var ya… - Evet, ne olmuş Ahmet'e? - Durumları pek iyi değil galiba. Annesi, beslenme çantasına pekiyi şeyler koymuyor. - Eee? - Ona yardim etmek istiyorum. Ama benim yardim ettiğimi bilirse üzülür. Günde bir simit parası biriktirip her hafta size versem, siz de ona verseniz? Cebinden bir avuç bozuk para çıkarıp öğretmenin masasının üzerine koydu. Nurhan Öğretmen, paraya dokunmadı. Sandalyesine oturup düşündü. Ali hakkındaki bilgilerini yokladı. Bildiği kadarıyla ailesinin durumu pekiyi değildi. Bu çalışkan ve sevimli öğrencisi, ne kadar da iyi niyetli ve düşünceliydi. Zengin bir ailenin çocuğu değildi. Buna rağmen yardim etmek istiyordu. Üstelik yardım ettiğinin bilinmesini istemiyordu. Nurhan Öğretmen: - Dur bakalım Ali, dedi. Bildiğim kadarıyla sizin de maddî durumunuz pekiyi değil. Yanlış mı biliyorum? - Doğru biliyorsunuz öğretmenim. Babam gündelikçi. Çoğu zaman iş bulamıyor. Ama ben de çalışıyor, para kazanıyorum. - Nerede çalışıyorsun? - Simit satıyorum.... Devamı

31 01 2009

Benim hiç Deniz im Olmamışdı

Benim hiç Deniz’im olmamışdı senden önce BENİM HİÇ DENİZİM OLMAMIŞTI GÖZLERİNE YASLANDIĞIM Başıma çökmüş bir akşamın sığlığında uğradım gözlerinin enginliğine. Rengi nedir diye bile bakmaktan korktuğum gözlerinin avuçlarına bıraktım cocukluğumu. Sen konuştukça, ben büyüdüm sana. Birkaç dakika yanında olmanın kattığı umut deryasına bıraktım Suna boylu yangınlarımı. Kaç gündür sesinin renginden düşecek haberleri beklerken, ben sen oldum. Saçlarındaki beyazlara dayadım çamurdan yüreğimi. Her arayana sen diye koşarken, sesinden yoksun düştü içimdeki nehir.Susadı dışımdaki çember, daraldı gökyüzü…Oysa ki sen benimle aynı gökyüzünün altında yaşamaktaydın..Fark edemedim, sezemedim..Meğer sen bana ben kadar yakınmışsın. Yabancı dursa gözlerin gözlerime, şimdiye kadar dudak kenarlarından kovulmadı çocukluğum..Sende – şimdilik - sessizce büyümeye devam ediyorum. Kim bilir birkaç gün sonra öleceğim dudaklarında..Sahi ölmek dedin de; ben senin yüreğinde kaç gün yaşabileceğim ? Çünkü bu yürek hiçbir deniz de yaşatılamadı..Şimdi diz çöktüm çocukluğumun başına, bir denizin maviliğini bekliyorum…Çünkü benim hiç denizim olmadı bur terli coğrafyada.. Evet, benim yüreğim şehrim gibi çoraktır.. İçi yangınlardan olma, dışı yalnızlıklardan doğma bir yaranın tam ortasına düşmüş ceninim. Keza kim bilir senin yazgında imlası bozuk bir cümlenin gırtlağına yazılmıştır. Şimdi uzandım Suna boylu rüzgarın koynuna..Ayak dibimde şiddeti yalnızlıktan ibaret bir deprem büyürken, ben senin gözlerinin avlusunda ömrümü huzura sıvamaktayım. Az sonra koşacaksın ya bana…Saçl... Devamı